Resulullahın Ehlibeyti Hamseti Ali Aba
İki Büyük Emanetten En Önemlisip

Üçüncü İmam Hz.Hüseyin

 
İMAM Hz. HÜSEYİN

Hz. İmam Hüseyin, Hz. Ali’nin ve Peygamberin kızı Hz. Fatıma’nın 2. oğludur. 25 Şubat 625 tarihinde Medine?de dünyaya geldi. Ağabeyi İmam Hasan Mücteba şehit olduktan sonra onun vasiyeti üzerine İmamet makamına geçti. Hz. Hüseyin, yaklaşık 6 aylık bir süre dışında, Muaviye’nin hilafetinin zor koşulları altında, acılar ve en ağır baskılar altında on yıl imamet etti.


Muaviye’nin döneminde, İslamın dini kuralları toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, İslam dini adı altında yeniden bezenerek büyük yanlışlıklara büründürülmüştü. Muaviye bir yandan bütün yollara baş vurarak Ehli Beyt’i ve bendelerini ezip, Hz. Ali’nin ismini yok etmek isterken, diğer yandan da alttan alta oğlu Yezid’in hilafetin koşullarını oluşturmaya, hilafetine razı olmayacak kesimler üzerinde büyük baskılar oluşturmaya başlamıştı. Üzerinde baskı oluşturulan kişilerden biri de İmam Hüseyin’di.
Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerinde oturdu. Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid’e biat almıştı. Yezit, Biat etmemiş olan Hz. Hüseyin’in biatını vermesi, aksi halde başını vurması için Medine valisine emir verdi (12).
İmam Hüseyin, meseleyi duyunca ailesi ile beraber daha güvenceli yer olduğuna inandığı Mekke’ye sığındı ve yaklaşık 4 ay burada kaldı. Bu haber yavaş yavaş her tarafa yayıldı İslam ülkelerine yayıldı. Muaviye devrinde haksızlıklara uğrayanlar ve Yezid’in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin’den destek istemeye ve bir girişimde bulunulursa kendilerine yardım edeceklerine dair söz vermeye başladılar. Irak’tan ve bilhassa Kufe şehrinden gönderilen binlerce mektup bu konuda İmam Hüseyin’in girişimde bulunmalarını, ve kendilerini destekleyeceklerine dair haber yolluyorlardı.

İmam Hüseyin Mekke’de ikamet ettiği için bir türlü yolu oraya düşenler veya Hac’ca gelenler guruplar halinde İmamı ziyaret ederek, Yezit yönetimine karşı ona bağlılıklarını bildiriyor ve her halükârda yanlarında olacaklarını ifade ediyorlardı. Hz. Hüseyin, hacı kılığında bir grup memurun Yezid tarafından onu öldürtmek amacıyla Mekke’ye gönderildiği haberini alınca (13) bir halka kısa bir konuşma yaptı ve Irak’a hareket edeceğini (14) ve burada şehit olacağını, Müslümanların da onun yanında olmaları gerektiğini, “Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke’den ayrılmamın nedeni ise, benim kanımın dökülmesiyle Kabe’nin hürmetinin kırılmamasıdır.” (15) belirterek ailesi ve dostları ile birlikte Irak’a doğru hareket etti.
Hz. Hüseyin, Küfe taraflarına doğru yola koyuldu. Yolda 14 Masum Paklar olarak ifade edilen akarabaları olan bazı çocukların Küfe ve yakınlarında Yezid’in adamları tarafından şehit edildiklerini ve cesetlerinin Küfe sokaklarında teşhir edildiğini duydu (16). Bir kaç gün sonra Hz. Hüseyin ve taraftarları Kufe’ye 70 km. mesafede Kerbelâ denilen çöl bir mıntıkada Yezid’in onbinlerce askeri tarafından muhasara altına alındılar.

Hz. Hüseyin, yanında bulunan dostlarına seslenerek “Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar.” Diyerek, isteyenin ayrılabileceğini ve gidebileceğini bildirdi. Bazı kişiler mevcut durum karşısında sesizce Hz. Hüseyin’i terk edip gittiler. Geride 40 kişi civarında sadık dostları ve akrabaları kaldılar.
Hz. Hüseyin geride kalanları toplayıp onlara, “Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar.” Dedi. İmamın vefalı dostları kendisini terk etmeyeceklerini ve Hakk yolunda şehadet şerbetini birlikte içmek istediklerini teker teker belirttiler. (17)
Hicretin 61. yılı, Muharrem ayının 10. günü (18) Hz. Hüseyin, yakın akrabaları ve bir kısım yakın dostları, daha önceleri Küfe civarında şehit düşen bazı Masumlar dahil toplam 72 ulu kişi olmak üzere hepsi Yezid?in askerleri tarafından Kerbelâ?da şehit edildiler. Bunlar, içinde oğulları, kardeşleri, yeğenleri amca çocukları dahil, çoğu yakın akrabalarından oluşuyordu. Ancak gene de Yezid’in ordusu içinden bu zülme dayanamayarak Hz. Hüseyin saflarına katılarak şehit olanlarda (Hürr bin Yezid-i Riyahi) vardı. (19)
Hz. Hüseyin ve yakınlarına yapılan zulüm Kerbelâ’da sona ermedi. Çadırları ateşe verildikten ve geride kalan malları talan edildikten sonra, kadınlar, kızlar ve sağ kalanlar, Yezid’in askerleri tarafından çıplak olarak develere bindirilerek, şehitlerin başları da mızraklara takılarak halk sindirmeye dair ibret için şehir şehir gezdirildiler. Bu süreç içinde geride kalanların bir kısmı daha bu acıya dayanamayarak şehit düştüler. Ancak Ehli Beyt’e yapılan bu zulüm halk içinde dalga dalga yayılarak Emevilere karşı çok daha büyük bir nefretin doğmasına sebebiyet verdi. Ehli Beyt’e yapılan bu zulme karşı, inananlar her yıl Muharrem ayında yas tutmaya ve bunun acısını diri tutmaya başladılar. (20)
Kerbela Vakasının oluşmasından kısa süre sonra ülkenin her yanında Emevi iktidarına karşı isyanlar başladı. İsyanlar yer yer büyük halk desteği gördü ve iktidarı zorladı. Yezid bu olaydan 2 sene sonra öldü. Yerine geçen oğlu 2. Muaviye babasının icraatlarının yanlış olduğunu ve onaylamadığını belirterek, Hilafet hakkının Ehli Beyt soyuna iade edileceğini açıkladı. Ancak Annesi ve Mervan tarafından zehirlenerek Hilafetinin 40. gününde şehit edildi. Bu olay ile birlikte iktidar Ümeyye oğulları içinde Ebu Süfyan soyundan Mervan soyuna intikal etmiş oldu.

Emevi Devleti 90 yıl kadar varlığını sürdürdü. Bu süreç içinde Emeviler kendi düşüncelerini ve icraatlarını “İslam dini budur” adı altında topluma kabul ettirmeye çalıştılar. İslam dininin en önemli temel değerleri bu süreç içinde yok edildi veya zayıflatıldı. Bu süreç içinde Mescit’lere minarelerin eklenmesi ve ibadethanelerin Cami olmaları sağlandı. Ayrıca iktidar tarafından tüm Cami’lerde Hz. Ali ve Ehli Beyt?e küfür edilmesi için emirler verildi. Bu emirlere uymayanlar çok ağır cezalara çarptırıldılar. Ehli Beyt’i sevenler doğal olarak bu çevrenin dışına çıkmak zorunda kaldılar ve çoğu göç ederek başka coğrafyaları mekan tuttular. Özellikle Orta Asya, Horasan, Türkistan, Taşkent, Nişabur ve şimdiki kuzey batı İran tarafları, Afrika?nın bazı uzak yerleri Ehli Beyt ve bendelerinin yeni mekânları oldular. Emeviler döneminde sadece Ömer bin Abdülaziz döneminde genelgeler yayınlanarak Ehli Beyt’e yapılan zulüm durdurulmuş oldu. Bunun dışında tüm Emevi dönemi İslam dini ve Ehli Beyt için zulüm ve sapkınlık dönemi olmuştur.

Ancak bu süre içinde Emevi Devleti sınırlarını genişleterek Orta Asya?dan Anadolu içlerine, Kuzey Afrika kıtasının tümünü ele geçirerek arka taraftan şimdiki İspanya toprakların kadar genişlediler. Doğuda da sınırları şimdiki Afganistan civarlarına kadar ilerlettiler.
Emevi katliamlarından ve zulmünden bıkan halk 750 yılında Horasanlı Eba Müslüm önderliğinde ayaklanarak Emevi Devletini yıktı ve yerine Abbasi Devletini kurdu.
Hz. Hüseyin kardeşi Muhammed bin Hanifiye’ye yazdığı vasiyetnamede şöyle buyuruyor: “Dünya insanları bilsinler ki, Ben makamperest, mevkiperest, bozguncu, müfsid ve zalim bir kişi değilim. Benim böyle hedeflerim yok. Benim kıyamım ıslah etmek içindir. Ceddimin ümmetini ıslah etmek için kıyam ediyorum. Ben marufu emretmek ve münkeri nehyetmek istiyorum.” Gene benzeri sözleri ile “Ben azgınlık, makam, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddim’in ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın ve babam Ali’nin çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim” (21) buyurmuşlardır.
Hz. Hüseyin?in hedefleri ve öncelikleri Ceddi’nin yoludur. Emevi ordularının Kerbelâ olayı sonrası Ehli Beyt bendelerine yaptıklarına biraz göz atarsak durum daha iyi anlaşılmış olur.
1.Çocukların, süt emen bebeklerin bile susuz ve aç bırakılması, dövülmesi ve korkutulması.
2.Kadınların ve yetim çocukların korkutulması, aç bırakılması, dövülmesi, şehirlerde gezdirilmeleri, ölülerine ağlanmasının engellenmesi, feci bir şekilde zinetlerinin gasbedilip alınması ve hatta öldürülmeleri.
3.İçinde hasta çocuk ve küçüklerin de olduğu bir esnada uyarmadan çadırların yakılması.
4.Kur’an’a vakıf salih müminlerin öldürülmesi.
5.Bulûğa ermemiş çocukların öldürülmesi.
6.İnsanın en basit tabii hakları sayılan ibadet ve zikire engel olunması.
7.Şehitlerin, başlarının kesilip Ehl-i Beyti ve yakınlarının gözleri önünde taşınması.
8.Kendini savunamayan aciz insanlara hatta hastalara bile acınmaması, dövülmesi ve zincirlere vurulması.
9.Şehitlerin başları, yakınlarının gözleri önünde ayaklar altına alınması, atlara çiğnetilmesi ve parçalatılması.
10.İslami değerlerle alay edilmesi.(22)

Hz. Hüseyin bir açıklamasında şöyle buyuruyor: “Hamd Allah’a mahsustur. O, ne isterse olur. Güç ve kudret sadece O’ndandır. Allah’ın rahmeti Resulüne olsun. Gerdanlık kızların boyununu çizdiği (onda eser bıraktığı) gibi ölüm de insanoğlunun üzerine yazılıp çizilmiştir. Yakup, Yusuf’u görmeyi arzu ettiği gibi ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana, varacağım bir katligah tayin edilmiştir. Öyle ki, o ıssız çöllerin yırtıcı kurt ve hayvanlarının Nevavis ve Kerbela arasındaki bir yerde benim uzuvlarımı parçaladıklarını görüyorum. Allah’ın kaza kalemiyle yazılmış olan böyle bir günden kurtuluş yoktur. Allah’ın razı olduğu şeye biz Ehli Beyt de razıyız. O’nun bela ve imtihanı karşısında sabır ve istikamet gösteririz; o sabredenlerin sevabını bize (tamamıyla) verecektir. Resulullah’ın bedeninin parçası olan evlatları ondan hiç bir zaman ayrı düşmüyeceklerdir. Cennette de onun yanında olacaklardır. Çünkü onlar Peygamber’in hoşnutluğu ve gözünün aydınlığına vesile olup vadesi de (ilahi hükümetin istikrârı da) onların vasıtasıyla tahakkuk bulacaktır. Bizim uğrumuzda canından geçen ve Allah’a ulaşmak yolunda kendisini fedâ etmeye hazır olan kimse, bizimle birlikte hareket etmelidir. Çünkü ben yarın sabah erkenden hareket edeceğim inşaallah.”(23)
Hz. Peygamber, Hüseyin?in şehit olacağını, diğer musibet ve sıkıntılarını kızı Fatıma’ya haber verdiğinde Fatıma çok ağladı ve şöyle dedi: “Bu sıkıntı ve musibetler ne zaman vuku bulacaktır”
Peygamber, “Ben, sen ve Ali dünyada olmadığımız bir zamanda” buyurdular.
Fatıma bu sözü duyunca ağlaması şiddetlendi. Sonra; “Kim Hüseyin’ime ağlayacak ve onun için ezadarlık edecektir” dediğinde Peygamber şöyle buyurdular: “Ümmetimin içinden, Kıyamete kadar Ehli Beyt’imin kadınlarına, ve erkeklerine ağlayacaklar çıkacaklardır. Kıyamet günü olduğunda sen kadınlara, ben de erkeklere şefaat edeceğiz, Her kim ki Hüseyin’imin musibetine ağlar ise, o ağlayan gözler, cennet nimetlerine ulaşmak için gülecektir” (24).
Hz. Hüseyin’den bir alıntı. Araplardan biri Hz. Hüseyin’ın yanına gelerek şöyle dedi: “Ey Peygamber’in oğlu! Ben birinin kan parası için kefil olmuştum, ama onu ödemeye gücüm yok. Onu halkın en şereflisinden istersem daha iyi olur diye düşündüm; Hz. Peygamber’in ailesinden daha şerefli bir kimse aklıma gelmedi.”
İmam şöyle buyurdular:
“Ey Arap kardeş! Ben senden üç soru soracağım, eğer birine cevap verir isen, borcunun üçte birini ödeyeceğim; ikisine cevap verir isen borcunun üçte ikisini ödeyeceğim, hepsine cevap verdiğin takdirde de bütün borçlarını ödeyeceğim”
Adam; “Ey Peygamber’in oğlu! Senin gibi ilim ve şeref ehli bir kimse, benim gibi bedevi (göçebe cahil) bir Arap?tan soru sormak mı istiyor” dedi.
Hz. Hüseyin, “Evet! Çünkü ceddim Resulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “İyilik ve ihsan, ilim ve bilgi miktarınca yapılmalıdır”
Adam, “Pekâla buyurun ne isterseniz sorunuz; bilirsem cevap veririm, aksi takdirde sizden öğrenirim. Güç ancak Allah’tandır.”
Hz. Hüseyin “Hangi amel, bütün amellerden üstündür”
Adam: “Allah’a iman”
Hz. Hüseyin: “Hangi şey insanı helak olmaktan kurtarır”
Adam: “Allah’a güvenmek ve O?na tevekkül etmek”
Hz. Hüseyin “İnsanı süsleyen şey nedir”
Adam: “Kendisiyle amel edilen ilim ve bilgi.”
Hz. Hüseyin “İlimin dışında insanı süsleyen şey nedir”
Adam: “Cömertlik ve mertlikle birlikte olan servet”
Hz. Hüseyin “Eğer o olmazsa nasıl”
Adam: “Sabır ve tahammülle birlikte olan fakirlik”
Hz. Hüseyin “Ona sahip olmazsa nasıl”
Adam: “Böyle bir durumda, gökten bir ateş gelsin o adamı yaksın; çünkü o böyle bir azaba layıktır.”
Hz. Hüseyin gülerek içerisinde bin dinar altın olan bir keseyle, kaşı iki yüz dinar değerinde olan kendi yüzüğünü o adama verip şöyle buyurdular: “Bu altın dinarları borç sahiplerine ver, bu yüzük ile de (onu satarak) geçim masraflarını karşıla.”
Adam onları alarak şu ayeti okudu: “Allah Teala, risaletini nerede karar kılacağını daha iyi bilir.”(25)


Hz. HÜSEYİN İÇİN GÖZ YAŞI DÖKMEK :

Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında olmazsınız.” (Bakara : 154)
Mü min lerin her yıl Kerbela olayının yıl dönümünde Muharrem yası tutar, karalar bağlar. Yas bitiminde de İmamların neslinin tamamen kesilmediğine şükür eder, kurban keser ve Aşure pişirir.
İmamların neslinin devamı için yapılan tüm İbadetler aslında önceden Kuran?da belirtilmiştir.
Hz. Muhammed’e müşrikler tarafından nesli kesik denildiği için?
“(Resûlum!) Kuşkusuz biz sana Kevser’i verdik. Şimdi sen rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir”. (Kevser 1-3) iner. Burada İmamların neslinin yürüyeceği görülerek Peygambere “Şükür et ve Kurban kes” denilmektedir. Mü min ler  de Kerbela Vakasından kurtulan Ehli Beyt nesli için Muharrem yası bitimi kurban keser ve Aşure dağıtarak şükür ederler.
Hz. Muhammed’in 23 Şubat 632 tarihinde, Gadirhum’da,Veda Hutbesinde rivayetlere göre 80 bini kişiyi aşkın bir topluluğa söylediği “Size 2 Emanet bırakıyorum. Biri Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, diğeri benim Ehi Beyt’imdir. Kuran ve Ehl-iBeytime ipine sım sıkı sarılın. Kevser Havuzundaher iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehli Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular” vasiyetine Mü min ler sım sıkı sarılarak, arada bir gelen İmamlar, Evliyalar ve diğer Din Ulularının yaptığı gibi candan, gönülden bağlanarak Muharrem yasını, bugünlere taşıdılar.
Mü min lerin Ulu Ozanlarının;
Alemlerin serverisin
Ah Hüseyin, vah Hüseyin
Şehitlerin serdarısın

Ah Hüseyin, vah Hüseyin (Pir Sultan Abdal)

Evvela meydanı Hür şehit açtı
Gökteki melekler kanlı yaş saçtı

Yetmişüç pehlivan hep şehit düştü

Ah senin dertlerin İmam Hüseyin (Şah Hatayî)

Örneklerinde görüldüğü gibi Beyit ve Deyişlere uyarlayıp Cemlerde huşu içinde söyleyip feryat ve figan ederken, öte yandan, ?…Herkes duysun ki, Allah’ın lâneti zalimler üstünedir.? (Hûd : 18) ayetinde görüldüğü gibi Kuran’a dayanarak, Kerbela şehitlerine kast edenleri lanetle andılar.
 
  • Tarihte hiç bir örneği bulunamaz ki Kerbela Vakası kadar derin, Kerbela Vakası kadar içten, Kerbela Vakası kadar uzun süreli bir anma, bir yas tutulmuş olsun.
  • Mü min  Muharrem de karalar bağlar.
  • Mü minler Muharrem de eşi ile, kızı ile, tornu ile onun feryat ve figanını işler, Ya Hüseyin diğerek yürekleri dağlar, Ah- Vah ederek feryat ve figan eyler.
  • Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında su içmediği gibi, hayvanına eza etmemek için onu bile çifte koşmaz.
  • Bunun adı Hz. Ali sevgisidir,
  • Bunun adı Hz. Hüseyin sevgidir.
  • Bunun adı Ehli Beyt sevgisidir.
  • Bu öyle derin bir sevgidir ki babasının yasını 40 gün tutan Mü min ler, Kerbela yasını 1400 senedir tutmakta, o aşkı ve sevgiyi ailesinden fazla onlara göstermektedir.
  • Mü min lerin Ehli Beyt sevgisi ve o sevgi içinde Hz. Hüseyin aşkı tamamen gönüllü bir sevgidir. Ona bağlanmış, onu sevmiş, o olmuş ve ondan olmuşlardır.
Şah Hatayi´m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem (Şah Hatayii)

Ehli Beyt sevgisi ile onların çektiği eza ve cefa onlara kudret, dertlerine derman olmuştur. Onların ilacı, onların silahı, onların sığınağı, onların tesellisi olmuştur.
Mü min, Ehli Beyt sevgisi olmadan Mü min olamaz, Mümin olarak yaşayamaz. Ehli Beyt ve dolayısı ile Seyyid-i Şuheda Hz. Hüseyin onların sadece tenine değil, ruhuna da işlemiştir.
Onu Türkü yapar düğünde eğleşir,
Onu Ağıt yapar Cem’de ağlaşır,
Onu Deyiş yapar, muhabbette söyleşir,
Onu
İman ede
r, Yezid’e karşı savaşır,
Onu Hızır yapar, eteğine yapışır.

Kerbela Vakası onun için  Mü min le 1400 yıla yakın bir süredir Hz. Hüseyin şahsında Can ve Canan olmuştur.

·İmam Rıza‘ın ashabından olan Seyyid Ali Hüseyini şöyle naklediyor: Ben Ali bin Musa er-Rıza?nın komşusu idim. Aşura günü olduğunda, din kardeşlerimizden bir kişi İmam Hüseyin’nin şehadet olayını okuyordu. İmam Bakır’ın buyurmuş olduğu şu rivayete yetişti: “Kimin gözlerinden sivri sineğin kanadı kadar göz yaşı akarsa, Allah Teala onun günahlarını, denizin köpüğü kadar da olsa affeder.”
·“Cebrail, Peygamber’in nezdinde olduğu zaman Hasan ve Hüseyin, Resulullah’ın yanına gelerek ve sırtına atlıyarak onunla oynuyorlardı. Resul-i Ekrem anneleri Fatıma’ya “Niçin bunları bir şeyle meşgul etmiyorsun? dediğinde Hz. Fatıma onları aldı, ama çok geçmeden çocuklar annelerinin elinden kaçarak Hz. Peygamber’in yanına gelerek onunla yeniden oynamaya başladılar. Resulullah onları kucağına aldı ve dizleri üzerine oturttu. Cebrail arzetti: Ey Allah’ın Resulü, yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum.” Peygamber Cebrail’e: “Elbette ki çok severim, onlar yaşantımın iki güzel gülleridir” diye cevap verdi. Cebrail Hüseyin’e işaret ederek şöyle dedi: “Bil ki ümmetin bu oğlunu şehit edecektir.” Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprak getirdi ve Resulullah’a hitaben: “Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir.” Hz. Muhammed bu toprağın adını sorduğunda Cebrail adının Kerbela olduğunu söyledi.(26) Hz. Hüseyin müsibetlere uğrayacağı ve düşmanları tarafından sarılacağı yere vardığında yakın bölgelerde yaşayan birisini Hz. Hüseyin’in yanına getirdiler. Hz. Hüseyin o şahıstan bu yerin ismini sorduğunda Kerbela cevabını aldı. Hz. Hüseyin : “Allah’ın Resulü’nün buyruğu doğrudur. Burası bela ve hüzün yeridir.” diye buyurdu. Daha sonra ashabına şöyle buyurdu: “İnin artık, sefer yükümüzü indireceğimiz ve kanlarımızın döküleceği yer burasıdır.”
·Şerif Ebu-l Hüseyin Akiki “Ahbar-u Medine” adlı kitabında Hz. Ali’den şöyle rivayet ediyor. Resulullah bir gün bizleri görmek için eve gelmişti. Hazırladığımız yemeği ve Ümm-ü Eymen’in bize gönderdiği bir kâse süt ve bir kap hurmayı da yemek için ortaya bıraktık. Resulullah yedi, biz de yedik. Daha sonra ben Resul-ü Ekrem’in ellerini yıkadım. Hazret; ellerini başına yüzüne ve sakalına çektikten sonra kıble’ye doğru oturdu ve istediği duaları etti. Sonra gözyaşı dökerek kendisini üç defa yere vurdu. Biz yaptığı bu işin sebebini sormaktan korkuyorduk. Bu esnada Hüseyin o Hazret’in sırtına çıktı ve Resulullah tekrar ağlamaya başladı. Hz. Hüseyin bu durumu görünce: “Anam, babam sana feda ağlamanızın sebebi nedir? “Babacığım, şimdiye kadar sizde şahit olmadığım bir davranış gördüm” diye sorduğunda Resul-ü Ekrem ona hitaben şöyle buyurdu: “Evladım bugün sizleri ziyaret etmekten o kadar sevinçli oldum ki şimdiye kadar öylesine sevinçli olmamıştım, ama habibim Cebrail yanıma gelerek sizlerin ölümünüzü ve ölüm yerlerinizin dağınık olduğunu bana haber verdi; bu haber beni çok üzdü. Allah’tan sizin için hayır ve iyilik niyaz ederim.”(27)
·Hz. Muhammed, bir hadisinde Hz. Ali, Hz. Fatıma Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e hitaben şöyle buyurmuştur: “Ben size düşman olup savaşanlara düşmanım ve sizinle sulh içinde olup sizi sevenleri severim.(28)
·Hz. Peygamber, Hz. Hasan ve Hüseyin’in ellerinden tutarak şöyle buyurdu: “Her kim beni, bu ikisini ve bu ikisinin anne ve babasını severse kıyamet günü benim derecemde benimle birlikte olur.” (29)
·“Hasan ve Hüseyin benim dünyadan iki gülümdürler” (30)
·“Bunlar benim ve kızımın yavrularıdır; Ey Allahım, ben bu ikisini seviyorum; Sen de onları sev ve onları sevenleri de sev.” (31).
·Bir adam Hz. Hüseyin’e selam vermeden: “Nasılsınız? Allah âfiyet versin.” dediğinde İmam şöyle buyurdu: “Evvel se*lam, sonra sohbet. Allah sana da âfiyet versin.” Daha sonra buyurdular ki: “Selam vermedikçe hiçbir kimseye konuşma müsaadesi vermeyiniz.”
·Rivayete göre Ensardan biri Hz. Hüseyin’e ihtiyacı için başvurunca İmam şöyle buyurdu: “Ey ensari kardeş, yüzünün suyunu dökme, isteğini bir kâğıda yaz, ben Alla*h’ın izniyle seni sevindirecek bir şey yaparım.” Ensari şöyle yazdı: “Ya Eba Abdillah, filan adamın benden beş yüz dinar alacağı vardır, beni sıkıştırıyor; durumum düzelinceye kadar bana mühlet vermesi hakkında onunla konuş.” Hz. Hüseyin?e mektubu okudu ve evine gidip içerisinde bin dinar olan bir kese getirip buyurdu: “(Bu) beşyüz dinarla borcunu öde, geri kalan beşyüz dinar*la da geçimini sağla. Bu üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma: Dindar, yiğit ve soylu. Çünkü dindar kendi dinini koruması için ihtiyacını karşılar. Yiğit seni ümitsiz etmeyi kendi yiğitliğine sığdırmaz, utanır. Soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini koru*mak için seni eli boş geri çevirmez.” (32)
·Mü’min, Allah’ı kendisine sığınak, sözünü ise ayna edinir; bazen mü’minlerin, bazen de gaddarların sıfatına bakar; onların sıfatların*dan incelikler elde eder, kendisini iyice tanır, üstün zekâsıyla yakin makamına ulaşır ve nefsini temizlemekte de güçlü olur. (Hz. Hüseyin)

·Özür dilenecek hareketten sakın. Zira mü’min ne suç işler ve ne de özür diler, ama münafık her gün suç işleyip özür diler. (Hz. Hüseyin)
·Gerçek cimri, selam vermekte cimrilik yapan kimsedir. (Hz. Hüseyin)