Resulullahın Ehlibeyti Hamseti Ali Aba
İki Büyük Emanetten En Önemlisip

Gadir_i hum ve sonrası

 

Gadir biatı, şüphesiz İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir.
Hz. Muhammed daha önceleri bir çok defa farklı mekanlarda Hz. Ali’nin yüceliğini ve faziletlerini vurgulamış hatta bu amaçla üç özel toplantı düzenlemiştir.
Bu toplantılarda Hz. Peygamber, Hz. Ali’nin kendisinin vekili, kefili, varisi, kendinden sonraki halifesi, borcunun ve alacaklarının adresi olduğunu bildirmiş, ona bu kabul ile biat edilmesini istemişti.
Birbiri ardına yapılan bu toplantılarda hazır bulunanlar, Hz. Muhammed’in direktifiyle Hz. Ali’nin dinen üstünlüğünü tanımış, müminlerin emiri, Allah’ın velisi ve resulünün vasisi olduğu ikrarında bulunmuş ve bu yönde ona biat etmişlerdir.
Dar-ı Hayzaren, Rıdvan teht-el şecere ve Ümmü Seleme (evinde yapıldığından onun adıyla anılır) diye adlandırılan bu üç biattan Rıdvan Biatında ikrar edenler hakkında ayet inmiş Allah-ü Teala’nın onlardan razı olduğu müjdelenmiştir. (Ağacın altında sana biat ederlerken, Allah, o müminlerden razı olmuştur. Feth–18)
Ancak bu üç biatın bir ortak özelliği de Peygamber’e yakın sınırlı sayıdaki kişiler huzurunda yapılmış olmasıydı.
Hz. Ali’nin İslam dininin gelişimine ve yerleşimine olan katkıları hiç kimse tarafından inkâr edilemeyecek kadar sarih ve parlaktır. Ancak şunu özellikle belirtelim ki, müşriklerle yapılan savaşların istisnasız tümü Hz. Ali’nin kahramanlığı, savaşlardaki şecaat ve korkusuzluğu sayesinde kazanılmıştır. (Dönemin parlak isimleri Ebubekir, Ömer ve Osman’ın savaş meydanından kaçtıkları bizatihi Sünni tarihçiler diliyle kaydedilmiştir (1) .)
Hicretin onuncu yılı 632’de Hz. Muhammed, artık yeryüzündeki vazifesinin tamama ermek üzere olduğunu ve son haccını ifa edeceğini ilan etmiş, isteyenin bu farzı kendisiyle yerine getirebileceğini bildirmiştir.
Bunun üzerine dönemin İslami kabul etmiş tüm toplumlarından onbinlerce kişi Beytullah’ta Peygamberle tavaf etmek üzere Mekke’de toplandı. 10 Zilhicce’de kurbanlarını kesen Müslüman cemaat, hac gereklerini yerine getirdikten sonra Medine’ye yönelen Peygamberlerinin ardından kafileler şeklinde Mekke’den ayrıldı. Zilhicce’nin 18’i Cuma günü Cufe GADİR-HUMM denen yere vardıklarında, tehditkâr bir üslup içeren ve Maide suresinin 67. ayetinde yer alan ilahi emir Hz. Peygamber’e iletildi: YA EYYÜHEL-RESULÜ BELLİĞ. Diye başlayan ‘’Ey Resul! Sana Rabbinden indirileni (emri) tebliğ et, eğer yapmazsan Peygamberlik vazifeni yerine getirmemiş sayılacaksın, Allah seni insanlardan (onların şerrinden) koruyacaktır.’’ mealindeki ayet üzerine Hz. Muhammed, ardından gelen yüz yirmi bine yakın kişinin yakınlaşıp kendi etrafında toplanmaları emrini verdi.
Deve semerleri üst üste konarak bir tümsek oluşturuldu ve Hz. Muhammed bunun üzerine çıkarak ilahi bir emrin kendisine ulaştığını ve bunu kendilerine iletmekle muvazzaf kılındığını bildirdikten sonra hamd-ü sena getirip dedi ki; ’’ ey insanlar! ,benim Allah tarafından çağrılıp icabet etmem yakındır ve ben sizin aranızda iki ‘’değer’’(ağırlık) bırakıyorum.
Bunlardan biri Allah’ın kitabıdır, o bir vesiledir ki bir tarafı yüce Allah’ın elinde diğer tarafı sizin elinizdedir; o halde ona sımsıkı sarılın.
Diğeri ise itretim ehlibeytimdir, Ehlibeytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Kur’an ve Ehlibeyt birdir, ayrılmazlar ’’ Sonra Hz. Ali’den, faziletlerinden, onun hakkında inen ayetlerden bahsetti ve dedi ki; “Ey insanlar!
Ben size kendi nefsinizden daha evla(aziz) değil miyim? ” Onlar; “Evet, evlasın” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.” “Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak.” (Bu olay Gadir biatını kabul etmeyen Sünni Müslümanların üstat kabul ettikleri kendi din ulemalarının kitaplarında ufak telaffuz farkıyla ama bu şekilde zikredilmiştir(2) ’’ Ali benim vasimdir, vekilimdir, kefilimdir, halifemdir, varisimdir, Ali bendendir, ben Ali’denim. Her kim onu severse beni ve dolayısıyla Allah’ı sevmiştir, her kim ona kin duyar, düşman olursa benim de yüce Allah’ın da düşmanıdır.’’Orada hazır bulunan bütün ümmete şöyle buyurdu: “Ali’ye biat edin; zira ben Allah-u Teala tarafından sizden Ali için biat almakla görevlendirildim.” Biat devam ederken Hz. Muhammed (s.a.v) şu ayeti kerimeyi okudu:’’ Sana biat edenler, Allah’a da biat etmektedirler, her kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur; her kim Allah ile olan ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük mükâfat verecektir.’’ (Feth–10) O gün Ali’ye ilk biat eden, Ömer, sonra Ebu Bekir, sonra Osman, sonra Talha, sonra Zübeyr idi. Orada tam üç gün boyunca Ali’ye biat ettiler. “Hatta Ömer bin Hattab, Hz. Ali’nin elinden tutarak: ”Ne mutlu sana ya Ali, benim ve her mümin ve müminenin mevlası oldun’’ demiştir. Biat ve tebrik merasimi bittikten sonra Hz. Muhammed’e dinin kemale erdiğini müjdeleyen tekmil ayeti indirildi: ’’Bu gün dininizi kâmil kılıp size olan nimetimi tamamladım ve sizler için din olarak islama razı oldum’’ (Maide–3) Burada üzerinde durulması ve vurgulanması gereken en önemli husus İslam’ın ancak ve ancak Hz. Ali’nin velayetiyle kemale erdiği gerçeğidir. Çünkü yirmi üç yıl süren risalet süresince islamın, Kelime-i Şahadet, namaz, oruç, zekât, hac, cihat gibi farz kılınan şartları yerleşmiş ve din organize olmuş olmasına rağmen Allah-ü Teala, Gadir biatına kadar dinin kemale erdiğini müjdelememiştir.
Büyük Sünni ulema Mir Seyyid Hemedani eş-Şafii “Meveddet’ul- Kurba” kitabının 5. Mevedde’sinde şöyle yazıyor: “Birçok sahabe farklı mekânlarda Ömer’den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Resulullah (s.a.v) Ali’yi toplumun önderi kıldı.” Ömer devamla şöyle diyor: O anda güzel yüzlü ve güzel kokulu bir genç yanımda oturmuştu, bana şöyle dedi: “Peygamber-i Ekrem (s.a.v) öyle bir akit yaptı ki, o akdi münafıktan başka bir kimse bozamaz; öyleyse o akdi bozmaktan sakın.” Bu olaydan sonra Resulullah (s.a.v) 'in yanına giderek şöyle dedim: “Sen Ali (a.s) hakkında konuşurken yanımda oturan ve güzel kokulu bir genç bana şöyle şöyle dedi. Peygamber-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu: “O, Âdemoğullarından değildi; o Cebrail idi ve Ali hakkında söylediklerimi size pekiştirmek istiyordu.” (P.G.-Seyyid M.Murtaza) Hz. Muhammed, Gadir biatının üzerinden üç ayı bulmadan Tanrısına kavuşur kavuşmaz daha cenazesi yıkanmadan Ebubekir, Ömer, Osman, Talha, Ebu Ubeyde ve yakın çevreleri, Gadir günü verdikleri ahdi bozup kendi aralarında bir oldubittiyle Ebubekir’e biat edip onu halife seçtiler. Bunu onaylamayanlardan da tehdit ve kılıç zoruyla biat aldılar. Bu sırada Hz. Ali, Hz. Muhammed’in yıkanması ve kefenlenmesiyle meşguldü. Bu konuların detaylarını başka bir yazımıza bırakıp şu tarihi tespiti vurgulamak konunun esası bakımından önemlidir: Evet, tüm tarih ulemasının ittifakıyla onlar ahitlerini bozdular. Oysa Allah-u Teala Kur’an’da ahitlerini bozanları’’ Ahitleştiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin, (...) yeminlerinizi bozmayın’’ diye uyarmakta aksini yapanlara elim bir azap müjdelemektedir. Bunun yanında Peygamber’in vasiyetine ve emrine aykırı davranmış oldular ki Kur’an, Nur-63’te ‘’Peygamberin emrine aykırı davrananlar (...) kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar’’ demektedir. Peygamber Ali (k.v) ‘nin hilafetini ve velayetini emretti, ancak onlar bunu önemsemeyip Ebubekir’i halife seçtiler ve bu eylemleriyle ilahi emre karşı geldiler: ’’Peygamber’in emirlerini uygulayın, size yasakladıklarından sakının’’ (Haşr–7) .


(1) Hafız Ebu Naim Isfahanı, Hilye tül-evliya1/62 M. Bin Talha Eşşafii, Metalibüs-süül–40 M. Bin Yusuf Genci Eşşafii, Kifayet’uTalib-14b. Buhari, Sahih–2/100 (2) Müsned-i Ahmed Bin Hanbel 4/ 281–372 İmam Nesai, Hesais–21 Hafız Ebu Naim İsfahani, “Ma Nezele Min’el- Kur’ân’i fi Ali’yyin” ve Hilyet’ul- Evliya’da. Muhammed bin İsmail Buhari, Tarih c. 1, s. 375’de. Müslim bin Haccac Nişaburi, “Sahih” c. 2, s. 325’de. Ebu Davud Secistani, Sünen’de. Muhammed bin İsa Tirmizi, “Sünen”de. Hafız bin Ukde, “Kitab’ul- Velayet”de. İbn-i Kesir-i Şafii Dimaşki, Tarih’inde. Ebu Hamid Muhammed bin Muhammed Gazali, “Sırr’ul- Alemin”de. İbn-i Abdulbirr, “İstiab”da. Muhammed bin Talha eş-Şafii, “Metalib’us- Seul” s. 16’da.