Resulullahın Ehlibeyti Hamseti Ali Aba
İki Büyük Emanetten En Önemlisip

Hz.Fatıma a.s

 
Bir gün Ensar ve Muhacirlerden bir grup kadın, Hz. Fatime’nin ziyaretine gittiler. Ey Resulullah’ın kızı, nasıl sabahladın, durumun nasıldır? diye sorduklarında şöyle buyurdu:

“Allah"a ant olsun ki, dünyanızı sevmediğim, erkeklerinize darıldığım halde sabahladım. Onları denedikten sonra uzağa attım, sınadıktan sonra onlara sinirlendim. Keskinin körelmesi, ciddiyetten sonra gevşeklik, başı kayaya çalmak, mızrağın (veya kanalın) çatlaması, görüşlerin bozulması, isteklerin sapması ne de kötüdür! “Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne de kötüdür. Allah onlara gazaplandı ve onlar azapta ebedi kalacaklardır.”(Maide/81-82)

 

Çaresizlikten onun (Fedek ve Hilafetin) ipini onlara taktım, onu onlara yükledim, onun baskınını onlara yaptım (diyeceğimi dedim). Zalim kavim hayır görmesin, neticesiz kalsın, rahmetten uzak olsun. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti), risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya işlerine alim olanın elinden çıkardılar. “Bilin ki bu, büyük ve açık bir hüsrandır.” Ali’den intikam almalarının sebebi ne idi? Allah"a ant olsun ki, onun kılıcının kimseyi tanımamasından, ölüme itina etmemesinden, düşmanları çiğnemesinden, çarpışmasının cezasından (onlara kılıç sallamasından) ve Allah rızası için olan öfkesinden dolayı ondan intikam aldılar. Allah’a ant olsun ki, eğer yoldan çıksaydılar (mani olmasaydılar), Resulullah’ın Ali’ye bıraktığı yulardan (önderlikten) ve onu kabul etmekten vazgeçselerdi ve onu (hilafet devesini) Ali’ye bıraksalardı, bu deve onları doğru yola götürürdü, burunsallığı kimseyi yaralamazdı, yürümesi ağırlaşmazdı, binicisi yorulmazdı, onları hazım ve kanık veren temiz suyun kaynağına götürürdü, yanları suyu bulandırmazdı, onları doyurup geri getirirdi.

 

       Hz. Ali onlara, gizli ve açık nasihat etti. Hilafete ulaşsaydı zenginlikten çok süslenmezdi (Beyt-ul maldan kendisi için zahire etmezdi), susuzluğunu ve açlığını gidereceği az bir miktar hariç dünya malından bir şey elde etmezdi. O zaman kimin zahit, kimin dünyaya haris olduğu, kimin doğru konuşan, kimin de yalancı olduğu ortaya çıkmış olacaktı.

“Eğer halk inansalardı, korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem de yerden bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazandıkları şeylerden dolayı cezalandıracağız.”(A’raf/96) “Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazanmakta oldukları kötülükler isabet edecektir. Ve onlar (Allah"ı) aciz bırakabilecekler de değillerdir.”(Zümer/51)

Hz.Fatıma Anamızın Hırkası

 

Hz. Fatıma

Peygamber’in cennet meyvası kızı,
Gül’ün cemalini gördü Fatıma.
Hatice anaya olmadı nazı,
Nurlar bahçesine girdi Fatıma.

Muhammed’im sesler cennet kokulu,
Bin selat bin selam nurdan dokulu,
Gökyüzünde dokuz ismi takılı,
Kalpleri sevgiyle ördü Fatıma.

Bereket ocağı vefa kapısı
Meleklerden adı, nurlu yapısı,
Aşkla yanar bilmez dünya tapusu,
Nefsin karşısında surdu Fatıma.

Melekler nikahı gökte kıydılar,
Ali’ye Fatma’yı eşit saydılar,
Nurların üstüne nuru koydular,
Yiğidim Ali’ye yar’di Fatıma.

Nübüvvet anası, soyda övüncü,
Gül Muhammed’ime yardımda öncü,
Hasan’la, Hüseyin onun sevinci,
Çöllerde güzellik serdi Fatıma.

Ehlibeytin nuru,sevgi ağacı,
Gözünde yaşlarla dua ilacı,
Yücelikte Hakk’tan verildi tacı,
Sevdası yürekte kor’du Fatıma.

Güzellikte binbir gülü açardı,
Gece yıldız, gündüz ışık saçardı,
Tevazuyla yaşar zoru seçerdi,
Edep, Haya, Sabır, Ar’dı Fatıma.


Cefada,zulümde baba yanarı,
Asalet özünde sevgi pınarı,
Gözlerinde nurdan ışık feneri,
Hakk’ın bahşettiği sırdı Fatıma.

Ona mashar, paktı adette hali,
Ali olmasaydı yoktu emsali,
Cennet kadınların örnek timsali,
Müşriklere karşı durdu Fatıma.

Melekler habere müjdeyi ekler,
Mahşerde yetmişbin hurisi bekler,
Yüreğinde baba özlemi saklar,
Aşk ile murada erdi Fatıma.