Resulullahın Ehlibeyti Hamseti Ali Aba
İki Büyük Emanetten En Önemlisip

İmamet Allah Tarafindan Secilir

ÖNSÖZ

İmam Hüseyin

Okuduğunuz eserde göreceksiniz ki, Hz. Hüseyin İmam’dır ve bu yüzden kıyam etmiştir. Böyle bir önsöz yazmamızın sebebi, imamet’in naspedildiğini ve asıl sahibini anlayarak kıyamın mânâsını daha kolay anlamanızdır. Mualla b. Huneys şöyle rivayet etmiştir: “Ebu Abdullah (a.s.)’a, ‘Allah size emaneti ehline vermenizi emreder’ (Nisa, 58) ayetini sordum.Buyurdu ki: Allah önceki İmam’a, yanında bulunan her şeyi kendisinden sonraki İmam’a vermesini emretmiştir.” (Usul-Ü Kafi, c. 1, s.479). Ehl-i Beyt imamlarının ifadeleri ile, Hz. Peygamber’den itibaren kimlerin halife olacağı bir diğer İmam’a bırakılan vasiyette belli edilmiştir. Bu vasiyet bir İmam’ın diğerine yazdığı bir kağıt değil. Hz. Cebrail tarafından Hz. Peygamber’e indirilmiş bir belgedir.Muhammed b. Kesir, Ebu Abdullah’tan (Cafer Sâdık) şöyle rivayet etmiştir: “Vasiyet Muhammed (s.a.v.)’e gökten yazılı olarak inmiştir. Vasiyetin dışında hiçbir yazı gökten Muhammed (s.a.v.)’e mühürlü olarak inmemiştir.Cebrail dedi ki: “Ey Muhammed (s.a.v.)! Bu Senin Ehl-i Beyt’in yanında bulunup ümmetine yönelik olan vasiyetindir.” Resulüllah (s.a.v.), “Hangi Ehl-i Beyt’im ey Cebrail?” dedi.Dedi ki: “Allah’ın seçtiği zat, Ali (a.s.) ve onun soyu. Bunlar peygamberlik ilmini Senden miras alırlar. Tıpkı İbrahim’in bu ilmi miras bırakması gibi. Peygamberlik ilminin mirası Ali (a.s.)’ın ve onun sulbünden gelen Senin zümyetine aittir. Vasiyetin üzerinde mühürler vardı. Ali (a.s.) ilk mührü kaldırdı ve içinde yazılı bulunan vasiyetler doğrultusunda amel etti. Sonra Hasan (a.s.) ikinci mührü açtı ve orada yazılı bulunanlar doğrultusunda amel etti. Hasan (a.s.) vefat edince, İmam Hüseyin (a.s.) üçüncü mührü açtı ve orada şöyle yazılı olduğunu gördü: “Savaş, öldür! Sen de öldürüleceksin! Bir topluluğu da kendinle beraber şehadete ulaşmak için götür. Onlar için seninle beraber olmalarından başka şehit düşme imkanı yoktur.” İmam Hüseyin (a.s.) orada yazılı olanları uyguladı. Kendisi şehadete ulaşmadan vasiyeti imam-huseyin (a.s.)’a verdi. İmam Hüseyin (a.s.) dördüncü mührü açtı ve orada şöyle yazılı olduğunu gördü: “Sus ve gizlenen ilmi açığa vurmadan başını eğ!” O da vefat edeceği zaman vasiyeti Muhammed b. Ali (a.s.)’a verdi. Muhammed b. Ali (a.s.) vasiyeti açınca orada şunlann yazılı olduğunu gördü: “Allah-u Teala’nın Kitabı’nı tefsir et! Babanın hareket metodunu tasdik et! (Onun gibi sus) ve İmamlığı oğluna miras bırak. Ümmeti güzel eğit. Allah Azze ve Celle’nin hakkını ayakta tut. Korkuda da, güvende de hakkı söyle. Allah’tan başka kimseden korkma!” Burada yazılı vasiyetlere göre hareket etti. Sonra vasiyeti kendisinden sonra gelen İmam’a verdi.” Dedim ki “Sana kurban olayım! O sen misin?” Dedi’ki: “Gidip benim aleyhime rivayette bulunmandan endişe ediyorum. ey Muaz!” Dedim ki: “Atalarından sonra sana bu yüce makamı bahşeden Alah’tan, senin soyundan birini de sen ölmeden önce bu makama layık görmesini diliyorum.” Buyurdu ki: “Allah bunu yaptı, ey Muaz!” Dedim ki: “Sana kurban olayım, kimdir o?” Buyurdu ki: “Şu uyuyandır!” Eliyle orada uyuyan Musa b. Cafer (a s.)’ı işaret etti.” (Kuleyni, Usul-ü Kafi. c. 1, s. 492) Resul-ı Ekrem kendinden sonra kimlerin İmam olacağını bizzat açıklamıştır: “Sehl b. Sa’d el-Ensarî şöyle rivayet eder: Resulüllah (s.a.v.)’in kızı Fatıma (a.s.)’a İmamlarla ilgili bir soru sordum. Dedi ki: “Resulüllah (s.a.v.) Ali (a.s.)’a şöyle derdi: “Ey Ali! Sen Benden sonra İmam ve halifesin. Sen mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve önceliklisin. (Onların üzerinde tasarruf ve yetki sahibisin). Sen öldüğün zaman oğlun Hasan, mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Hasan ölünce, oğlun imam-huseyin mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. imam-huseyin vefat edince, oğlu Ali b. Hüseyin mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Ali vefat edince, oğlu Muhammed mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Muhammed ölünce, oğlu Cafer mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Cafer vefat edince, oğlu Musa mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Musa vefat edince, oğlu Ali mü’minlere kendilerinden daha evla ve öncelikli olur. Ali vefat edince, Muhammed mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Muhammed vefat edince, oğlu Ali mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Ali vefat edince, oğlu Hasan mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Hasan ölünce, Kaim Mehdi mü’minlere kendilerinden daha evlâ ve öncelikli olur. Allah onun eli ile yeryüzünün doğularını ve batılarını fetheder. Onlar, Hakkın İmamları ve doğruluğun dilleridir. Onlara yardım eden yardım görür, onları terk eden terk edilir.” (Kifayetu’l-Eser, s. 193 200). İmamlık makamı Allah’ın verdiği bir vazifedir. Bu konuda İmamlardan nakledilen hadisler vardır: “Ebu Bâsir şöyle aktardı: Ebu Abdullah’ın (Cafer Sâdık) yanındaydım. İnsanlar vasilerden söz etmeye başladılar. Ben de İsmail’in adını andım. Bana dedi ki: “Hayır! Allah’a yemin ederim ki, ey Muhammed! Bir sonraki İmam ı belirlemek bizim elimizde değildir. O yetki tamamen Allah a aittir. Bu yetkiyi her İmam için ayrı ayrı indirir.” (Kuleynî, Usulü Kafi c. 1, s. 479-480). “Amr b. Eş’as şöyle rivayet etmiştir: Ebu Abdullah’ın şöyle dediğini duydum: “Siz bizden birinin İmamlığı dilediği kimseye vasiyet ettiğini mi sanıyorsunuz? Hayır! Vallahi, bilakis bu ,Allah’tan Peygamberine (s.a.v.) verilen bir ahiddir. Ehl-i Beyt’ten emaneti alan kişi, kendisinden sonrakine aktarmıştır, derken emir gelip sahibini bulmuştur.” (a.g.e.) Bilindiği gibi, Hz. Peygamber (s.a.v. in rıhletinin hemen ardından Hz. Ali (a s) O’nun henüz defin işlemleri ile ilgilenirken, Sakife gölgeliğinde yapılan toplantıda İmamet seçimi şekil değiştirmişti. Ebubekir’in halife seçimi ümmetin icması ile yapıldığı söylenmiş ve ona biat alınmıştır. Ancak Sakife’deki toplantıya ne Hz. Ali (a.s.), ne Hz. Abbas, ne Hz. Fatıma ve ne de Hâşimoğulları katılmış ve oy kullanmıştı. Dolayısıyla ortada icma yoktur. Hilafet meselesi ile ilgili olarak İmam Guzali şunları söylemiştir “…fakat (hilafet hususunda) delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadr-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben kimin idarecisi ve velisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.” (Resulüllah (s.a.v.) hutbesini bitirir bitirmez) Ömer, derhal “Yaşa yaşa, bravo sana ey Hasanın babası! Sen artık bizim velimiz, kadın erkek bütün mü’minlerin velisi oldun” diyerek kutladı. Şüphesiz bu, emre teslimiyet, tayin edilene karşı rıza beyanı ve açık hükümdür. Fakat daha sonraları makam ihtirası yüzünden hevâ ve heves gâlip geldi. Riyaset koltuğuna sarılmak ağır bastı. Samimiyetleri yok oldu. Arzularına boyun eğerek güç bayraklarını havaya kaldırıp dalgalandırdılar. Hayal dünyaları ve ülkeleri fethetme ihtiraslarına karışıp boğuldular. Nefislerinin hevâ kâseleri onları demleyip başlarını döndürdü. Böylece kendisinden sonra vekil bırakan Resulüllah (s.a.v.)’den yüz çevirdiler. O’na sırtlarını döndüler. (Kur’an’ın ahkâmını) az bir pahaya sattılar. Allah’a karşı işledikleri bu iş, ne kötü bir iştir. Bu sebeptendir ki, nitekim Resulüllah (s.a.v.) vefatından önce ölüm döşeğinde iken. “Bana kalem kağıt getirin size bazı şeyler not ettireyim, yapmanız gerekenleri hatırlatacak şekilde kaydettireyim” diye seslenirken, Ömer, “Şüphesiz bu Zât hezeyana kapılmıştır” demişti. Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. (Ebubekir’in hilafeti bu sebeple geçerli değildir) eğer onun hilafetini kurtarmak için “icma hâsıl olmuştu” derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü Ebubekir’in hilafetinde icma yoktur Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali (a.s.), zevcesi Fatıma ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası, Sakife’de bulunanların bile bir çoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırru’l Alemeyn ve Keşf-i Ma Fi’d-Dareyn, s. 16-18). Resulüllah (s.a.v.), hayatta iken defalarca yerine vasisi olarak Hz. Ali (a.s.)’ı bıraktığını söylemesine rağmen, bu hadisler yeni halifenin tespitinde dikkate alınmamıştır. “Zeyd b. Sâbit’ten: Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: “Hiç şüphesiz Ben sizin aranızda iki halife bırakıyorum. Allah’ın Kitabı’nı ve Ali b. Ebi Tâlib’i. O sizin için Allah’ın Kitabı’ndan daha önemlidir. Zira, Allah’ın Kitabı’nda olanları da size açıklayacak olan odur.” (Isbatü’l-Hüdat, c. 2, s. 242) “Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz Benim kardeşim, vezirim ve ehlim arasındaki halifem ve kendimden sonraya bıraktıklarımın en iyisi, Ali b. Ebi Tâlib’dir. O, borcumu edâ edecek vcevaadlerimi yerine getirecektir.” ( El-Emali, Şeyh Müfid. s. 61). İmam Cafer-i Sâdık babalan kanalıyla Hz. Emirü’l-Mü’minin Ali (a.s.)’dan nakletmiştir: Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ya Ali! Sen Benim kardeşimsin, vârisim ve vasimsin. Seni seven Beni sevendir. Sana düşman olan Bana düşmandır. Ya Ali! Ben ve sen bu ümmetin iki babalarıyız. Senin evlatlarından dünyada efendiler, ahirette padişahlar olacaktır. Kim bizi tanırsa, Allah’ı (c.c) tanımıştır. Kim bizi inkar ederse, hiç şüphesiz Allah’ı (c.c.) inkar etmiştir.” (İhkakü’l Hak, c. 4, s. 227). “Topluca Allah’ın ipine sımsıkı yapışın” (Âl-i Imran, 103). İmam Rıza, babalan kanalıyla İmam Ali (a.s.)’dan şöyle nakletmektedir: “Resulüllah (sav) buyurdu ki: Kurtuluş gemisine binmek, sağlam tutacağa sarılmak ve Allah’ın muhkem ipine yapışmak isteyen Ali’yi sevsin ve onun evlatlarından olan hidayetçileri izlesin.” (Şevahis’üt-Tenzil, c. 1, s. 168/177). Görülmektedir ki, İmamet makamı Cenab-ı Hak tarafından naspediIen ve çalışmakla da elde edilmesine imkan olmayan bir rütbedir. Kitabımızın başına böyle bir önsöz yazmamız da, imam-huseyin’in kıyamını izah edemeyenlere karşı, İmam Hüseyin ’in kıyam yapmasının bir zorunluluk olduğunu ifade etmek içindir. (Önsöz, Prof. Dr. Haydar Baş, Trabzon/2010)